İngilizce Edatlar-Prepositions, İngilizce preposition kullanımı,

PREPOSITIONS (EDATLAR)
Edatlar (Prepositions) İngilizce'de nesnelerden önce gelerek fiil ve özne/nesne arasında bağlantı kurmaya yarayan kelimelerdir. Örneğin Türkçe'deki ismin -de hali (bulunma), -den hali (ayrılma), -i hali, -e hali (yönelme) gibi durumlar İngilizce'de (Prepositions) denilen edatlarla sağlanır. Belli başlı edatlar nelerdir?
ABOUT (hakkında, yaklaşık)
We talked about you. (Senin hakkında konuştuk.)
There are about ten million people living in Istanbul. (Istanbul'da yaşayan yaklaşık on milyon insan var.)
AFTER (-den sonra, ardından)
After you (senden sonra)
After ten o'clock (saat ondan sonra)
AT (-de/da, -e/a)
At two o'clock (saat ikide)
Look at me (bana bak.)
At cinema (sinemada)
BEFORE (-den önce)
Before him (Ondan önce)
Before three o'clock (saat üçten önce)
BETWEEN (arasında)
Between you and him (senin ve onun arasında)
Between February and May (Şubat ve Mayıs arasında)
FROM (-den/dan)
From Istanbul (İstanbul'dan)
IN (-de/da, -in içinde)
In Istanbul (İstanbul'da)
In the house (evde)
INTO (-in içine doğru, -e doğru)
Caome into house (eve gir)
OF (-ın/in)
the front of the house (evin önü)
ON (-in üzerinde)
The cat is on the table. (Kedi masanın üstündedir.)
OVER (üzerinde- dokunma yok)
The plane is over the city. (Uçak şehrin üzerinde.)
TO (-e/a, -e doğru)
To Istanbul (İstanbul'a)
I am going to Istanbul. (Ben İstanbul'a gidiyorum.)
UNDER (-in altında)
He is under the tree. (O, ağacın altında)
WITH (ile)
Come with me. (Benimle gel)
Go with him. (Onunla git)
WITHOUT (-siz, -sız)

Without you (sensiz)


PREPOSITIONS OF PLACE

(YER BİLDİREN EDATLAR)



above : Üzerinde, üst tarafında.



The ball is above the box

Top kutunun üst tarafında. (Kutuya deymiyor!!!)

On : Üzerinde.



The ball is on the box.

Top kutunun üzerinde. (Kutuya deyiyor!!!)

on top of : En üstünde.



The ball is on top of the box.

Top kutunun en üstünde.

Under : altında

Below : altında



The ball is under the box.

The ball is below the box.

Top kutunun altında.
in : içinde

inside : iç tarafta


The ball is in the box.
The ball is inside the box.
Top kutunun içinde (iç tarafında)

next to : Yanında, bitişiğinde.



The ball is next to the box.

Top kutunun hemen yanında.

beside : yanında



The ball is beside the box.

Top kutunun yanında.
Near : Yakınında


The ball is near the box.

Top kutunun yakınında.

far (away) from : -den uzakta



The ball is far away from the box.

Top kutudan uzakta.
between : Arasında


The ball is between the two boxes.

Top iki kutunun arasında.

behind : arkasında

in back of : arkasında



The ball is behind the box.

The ball is in back of the box.

Top kutunun arkasında. (Top kutunun dış tarafında!!!)

in the back of : arkasında (iç tarafta)
"the" kullanıldığına dikkat ediniz!!!
inside : iç tarafta



The ball is in the back of the box.

Top kutunun arka tarafında (içinde).

The ball is inside the box.

Top kutunun iç tarafında.

in front of : önünde
outside : dışında



The ball is in front of the box.

Top kutunun önünde. (Dış tarafta!!!)

The ball is outside the box.

Top kutunun dışında.

in the front of : içinde (iç tarafta)
"the" kullanıldığına dikkat ediniz!!!



The ball is in the front of the box.

Top kutunun önünde. (İç tarafta)

in the middle : ortasında



The ball is in the middle of the box.

Top kutunun ortasında.(İç tarafında)

Yer bildiren edatları in,on,at,between,over,through,under,next to,behind,in front of olarak sıralayabiliriz.
in : Bir nesnesin birşeyin içinde olduğunu ifade ederken kullanılır.
This ball is in the red box.(Bu top kırmızı kutunun içinde)
on : Nesnelerin birşeyin üstünde olduğunu ifade etmekte kullanırız.
The ball is on the red box.(Top kırmızı kutunun üstünde)
under : Bir nesnenin başka bir nesnenin altında olduğunda söylerken kullanılır.
The ball is under the box.(Top kutunun altında)
between : Birşeyin iki nesne arasında olduğunu ifade etmekte kullanılır.
John is between Jack and Mike.
through : Birşeyin içinden geçerek birşeye ulaşabiliyorsak through kullanılır.
John is looking through the telescope.(John teleskoptan bakıyor)
next to : Bir nesnenin diğerinin yanında olduğunu ifade ederken kullanırız.Yanında olması demek resimde görüldüğü gibi tam bitişiğinde olmasıdır.
The brown house is next to the black house.(Kahverengi ev siyah evin yanında)
over : Bir nesne başka bir nesnenin üzerinde temas etmeden duruyorsa over kullanırız.
The man is holding the umbreall over the gopher.Adam şemsiyeyi sincapın üzerinde tutuyor.
behind : Bir nesne başka bir nesnenin arkasındaysa behind kullanırız.
The men are behind the pumpkins.(Adamlar kabakların arkasında)
in front of : Bir şey başka bir nesnenin önünde duruyorsa in front of kullanırız.
The pumpkins are in front of the men.(Kabaklar adamların önünde)
across : Karşıdan karşıya, bir baştan diğer başa
The man is going across the street(Adam caddeden karşıdan karşıya geçiyor.)
by : Genelde bir nehrin,denizin,gölün yanında olduğumuzu söylerken kullanırız.
Jack,John and Mike are by the river.(Jack,John ve Mike nehrin kenarında)
at : Bir nesnenin belli bir mekanda olduğunu ifade ederken kullanılır.
Kullanımı en zor edattır,Türkçe’de tam birebir bu görevi üstlenen bir öğe bulunmması bunun başlıca sebebidir.
at home - evde
at the door -kapıda
at the bus stop - otobüs durağında
Tidy your room!!!
Odanı topla!!!
Odanızı toplamanız gerekiyor!!Odanın alt kısmında duran nesnelere tıklayınca nereye koyacağın sana söylenecek.Kaytarmak yok hadi bakalım.

İngilizce’de edatlar “prepostion olarak adlandılır.Bunların bir kısmı nesnelerin konumu ifade ederken kullanılır.Bu quizde sizden cisimlerin yerlerini tarif etmeniz isteniyor.Oyun ekranında solda duran edatları cisimlerle eşleştirin.
Edatlar (prepositions), farklı tür ve görevdeki sözcükler ve kavramlar arasında anlam ilgisi kurmaya yarayan sözcüklere denir. Edatların tek başlarına anlamları olmadığı gibi, tek başlarına görevleri de yoktur. Ancak diğer sözcüklerle birlikte cümle içinde görev ve anlam edinirler.
Preposition İngilizcede değişik ifadeler arasındaki ilişkiyi anlatması bakımından önemlidir.
Edat, ismin -i, -de, -den gibi çeşitli hallerini gösterir.
İsimlerin (nouns) önünde yer alırlar. Bu nedenle preposition yani önhal olarak anılırlar.
Pre : ön
Position (pozisyon, durum, hal)
Preposition (ön pozisyon ,hal, durum)
Yani, ismin ön halidir. Örnekler:
At home (ev-de)
To school (okul-a)
In office (büro-da)
From factory (fabrika-dan)
The vase is on the table. (Vazo masanın üzerindedir.)
The pen is under the chair. (Kalem sandalyenin altındadır.)
The house is behind the post office (Ev, postanenin arkasında.)
I came in time. (Zamanında geldim.)
İnglizce’de edatların kullanım yerleri genellikle isimden bir öncedir. Ancak, bazen isimden sonra da gelirler. Bunların başında sorular gelir.
Örnek:
That’s the story he was telling me about. (Bana anlatmakta olduğu hikaye odur.)
What can I cut the mellon with? (Kavunu neyle kesebilirim?) a)Edatların İnglizce’de üç türlü kullanımı vardır
1.İsimler ile
for money (para için)
in business (işte)
without love (aşksız)
with a man (adam ile)

2.Zamirler ile for them (onlar için)
without you (sensiz)
by him (onun ile)
from her (ondan)
about me (benim hakkımda)
3.Gerundlar ile
for learning (öğrenmek için)
about teaching (öğretme hakkında)
against talking (konuşmaya karşı)
Önemli!!: Bir cümle preposition ile bitirilemez ama istisnalar hariç. b) En yaygın olarak kullanılan prepositionlar
about,
above,
across,
after
against,
along,
among,
around,
at,
before
behind,
below,
beneath,
beside,
between,
beyond,
but,
by,
concerning,
despite,
down,
during,
except,
for,
from,
in,
inside,
in front of,
into,
in spite of,
like,
near,
next to,
of,
off,
on,
onto,
out,
opposite,
outside,
over,
past,
since,
through,
throughout,
till,
to,
towards,
under,
underneath,
until,
up,
upon,
with,
within,
without.
c) Edatların fiille ilişkisinden iki türlü sonuç çıkar
1.Fiil ve edat esas anlamlarını muhafaza eder.
Örnekler:
I am sitting in my room and reading a book. (odamda oturuyorum ve kitap okuyorum.)
She is looking at her husband and whispering something. (kocasına bakıyor ve ona birşeyler fısıldıyor.)
They told us about their adventures. (bize maceralarını anlattılar.)
2.fiil ve edat kendi anlamlarını kaybederek birlikte idiyomatik bir anlam oluşturur.
Örnekler:
The baby takes after its mother. (bebek annesine benziyor.)
Bu cümlede yer alan “take” fiili almak, “after” edatı ise sonra,sonrasında demektir. ancak, ikisi birlikte kullanıldığında hiç ilgisiz bir anlam ortaya çıkıyor ki bu da benzemektir (resemble).
He didn’t take to me at first glance. (ilk bakışta beni sevmedi.)
We set about preparing for fair. (fuar için hazırlanmaya başladık.)
The cargo ship made for the destination place. (Kargo gemisi varış yerine doğru yol aldı.)
Let’s look to this matter once more. (Meseleyi bir kez daha inceleyelim.)
d)Yön Bildiren Edatlar
1. “To” Başlıcası “to” edatıdır ve bir hedefe doğru yönelişi ima eder. Şayet sözkonusu olan fiziki bir hedef ise, “to” hedef yönünde bir hareketi gösterir. Mesela,
Örnek:Arda came back to his country. (Arda ülkesine geri döndü.)
“To” edatı “on” ve “in” edatlarıyla birleşerek “onto” ve “into” edatlarını oluşturur. “Onto” bir yüzeye yönelişi gösterir. “into” ise bir iç sahaya doğru harekettir.
Örnek:Please come in to my room. (Lütfen odama girin.)
He placed his stuff onto the floor. (Eşyalarını döşeme yüzeyine koydu.)
“To” bazen başka prepozisyonların parçasıdır. Mesela “towards” gibi.
Örnek:

The ship is sailing towards Marmara. (Gemi Marmara’ya doğru seyrediyor.)
** Master yapan “to” konumuz dışındadır.
“To” edatı iletişimde kullanılan fiillerden sonra gelir. (listen, speak (tell fiilinde kullanılmaz), relate, appeal (rica ve yalvarma anlamında kullanılırsa)
Örnek:

The family listens to the news every night. (Aile her akşam haberleri dinler.)
Listen to what I say. (Lafımı dinle)
The teacher speaks to his students softly. (Öğretmen öğrencileriyle kibarca konuşur.)
The book relates to a historical event. (Kitap, tarihi bir olayla ilgili.)
She appealed to God. (Tanrı’ya yalvardı.)
“To” edatı hareket ifade eden fiillerle kullanılır. (move, go, transfer, walk/run/swim/ride/drive/ fly, travel )
Örnek:

They are moving to the new city. (Yeni bir şehre taşınıyorlar)
We go to the cinema every weekend. (Her haftasonu sinemaya gideriz.)
The plane is flying to Ankara. (Uçak, Ankara’ya uçuyor.)
Hakan transferred to Inter of Italy. (Hakan, Inter’e transfer oldu.)
The cavalry rode to the hostile castle. (Süvari birliği düşman kaleye saldırdı.)
“To” ve “Towards” Farkı
“To” spesifik bir hedefe doğrudur. “Towards” ise genel bir hedef gösterir. “To” , hedefe varıştır. “Towards” da ise hedefe varıp varılmadığı belli değildir.
Örnek:

The frightened boy ran to his mother. (Korkan çocuk annesine doğru koştu.)
The hungry lion started to walk towards the forest where it could hunt. (Aç aslan , avlanabileceği ormana doğru yürümeye başladı.)
2."onto"Hareket fiillerinde “onto” yerine genellikle “on” kullanılır.
**Bu edatın kullanımı giderek azalmaktadır. Hareket fiillerinde
3. "in”Hareket fiillerinde aynı durumlar için "in” ve “into" kullanılır. “into” edatı cümlelerin sonunda yer almaz ancak soru cümlelerinin sonunda olabilir.

Örnek:
She came in. (İçeri girdi )(she came into olmaz.)
Now what kind of trouble has she gotten herself into?
Bazı durumlarda sadece “in” veya “inside” kullanılabilir.
Sabit durumları gösteren fiillerde on (üstünde) veya in (içinde) klasik anlamlarıyla yer alır.
“at” = Belirli bir zamanı ifade etmek için kullanılır
“on” = Belirli gün ve zamanları ifade etmek için kullanılır
Prepozisyon kendisinden sonar gelen isimle uyumlu olmalıdır. Doğru prepozisyonun kullanılması, kelimenin ilgili olduğu fiille mi ilgili olduğuna ya da o kelimenin maskülin, dişi, tek ve çift olup olmadığına bağlıdır.
Bir cümlede edatın etkilediği ismi bulmak güçtür. Çünkü edatların Inglizce’deki kullanımı Türkçe’ye uymaz.
e) Basit Edatlar In (içinde) (sabit durumda ve dışında olmayan)

At (...de, ...da)
Into (içinde )(haraket olduğunda)
On (üzerinde) (statik olarak)
Onto (üzerinde) (dinamik olarak)
Under (altında)
Up (yukarıya, yukarıda)
Down (aşağıya, aşağıda)
After (...den sonra)
Before ( ...den once)
With (ile) Without ( ...sız)
Of (...nın) (telafuzu hafif bir “v” sesi iledir)
Off (haricinde, dışında) (tek başına kullanılmaz, deyimselleşmiş kalıplarda. “of” olarak telafuz edilir.)
By (ile, tarafından, ...e kadar)
Near (...nın yakınında, ...e yakın)
Next to (...nın yanına, bitişiğinde)
Like (gibi)
Unlike (aksine)
As (olarak)
From (...den, ...dan,) (somut olarak)
Out of (...den, ...dan) (soyut olarak)
Beyond (ötesinde)
Behind (arkasında)
Beneath (yerin altında)
Beside ( ...den başka, ...nın yanında)
Over( üstünde (temas olmadan) ) “over” bir önek olarak kullanılrsa sonrasındaki kelimeye “aşırı, fazla” anlamını katar. Bu kullanımda artık edat değildir.
f)Kompleks Edatlar Because of
In spite of ( ...e rağmen)
Despite “ “ Due to
Owing to
On account of (...den dolayı)

In view of.. (ışığında,meyanında)

Regarding
Concerning
As regards ( ...e ilişkin)
With regard to
About

In case of ( ...halinde,durumunda)
In the event of In terms of (itibariyle, bakımından)
With respect to (...e göre )(kıyaslamada)
According to ( ...e göre )(görüş belirtirken)
In addition to ( ...e ilaveten) Instead of (...nın yerine)
g)Aşağıdaki kelimeler prepozisyonsuz kullanılır
downstairs (aşağıkat)
downtown (aşağı mahalle)
home (ev)
inside (içerisi,içeride)
outside (dışarısı, dışarıda)
upstairs (yukarıda)
uptown (yukarı mahalle)
h)Gereksizce Kullanılan Edatlar - Unnecessary Prepositions
Günlük hayatta özellikle Amerikalılar bazen gerekmediği halde cümlede edat kullanır. Bu hatadan kaçınmamız gerekir.

Örnekler:
She met up with the new manager. Yanlış She met the new manager (yeni müdürle karşılaştı) Doğru
The vase fell off of the table. Yanlış The vase fell off the table. (Vazo masadan düştü.) Doğru
I wouldn't let strangers sit inside of the house. YanlışI wouldn't let strangers sit inside the house. (yabancıların evde oturmasına izin vermem.) Doğru
Where did you go to? YanlışWhere did you go? (Nereye gittin?) Doğru
Where is the hospital at? YanlışWhere is the hospital? (Hastane nerede?) Doğru
i)Başlıca edatların kullanımıyla ilgili örnekler
TOAccustom(ed) to: The foreigners were soon accustomed to living in Turkey. (Yabancılar Türkiye’de yaşamaya hemen alıştılar.)
Amount to: The exports of the company amounted to tens of millions. (Şirketin ihracatları on milyonlarca dolara çıktı.)
Appeal to: The speech of the prime minister appealed to the public. (Başbakanın konuşması halkı etkiledi.)
Apply to: Millions of students are going to apply to universities this year. (Milyonlarca öğrenci bu sene üniversitelere başvuruyor.)
Attach(ed) to: The price list was attached to the letter. (Fiyat listesi mektuba eklenmişti.)
Attend to: Many music lovers attended to the concert. (Çok sayıda müzik sever konsere katıldı.)
Belong to: Everything I have belongs to my children. (Sahip olduğum herşey çocuklarıma aittir.)
Blind to: The mayor was blind to the problems of the city. (Belediye başkanı şehrin sorunlarına karşı kördü-ilgisizdi-.)
Challenge to: The young boxer was brave enough to challenge to the champion. (Genç boksör şampiyona meydan okuyacak kadar cesurdu.)
Close to: His house was close to mine. (Evi benimkine yakındı.)
Compare to: The accountant compared the results of the last year to those of this year. (Muhasebeci geçen yılın sonuçlarını bu yılkilerle karşılaştırdı.)
Condemn(ed) to: The suspect has been condemned to a heavy punishment. (Zanlı ağır bir cezaya çarptırıldı.)
Confess to: He confessed to the police all the crimes he committed. (Polise işlediği bütün suçları itiraf etti.)
Confine to: His studies were confined to a specific area. (Onun çalışmaları belli bir alanla sınırlıydı.)
Consent to: All the members consented to my proposal. (Tüm üyeler benim önerime rıza gösterdiler-uzlaştılar-.)
Contrary to: His actions have always been contrary to his words. (Onun yaptıkları daima sözlerine zıttır.)
Convert to: In western countries, many Christians are converting to Islam. (Batı ülkelerinde çok sayıda Hristiyan Müslümanlığa dönüyor.)
Cruel to: Her father was always cruel to her. (Onun babası ona her zaman zalimdi – zalimce davrandı-.)
Dear to: The memory of my beloved mother will always be dear to me. (Sevgili annemin hatırası benim için daima aziz olacaktır.)
Entitle(d) to: The vice manager has been entitled to take some decisions in his turf. (Müdür yardımcısı kendi alanında bazı kararları almaya yetkili kılındı.)
Equal to: Two and two equal to four. (iki iki daha dört eder.)
Faithful to: A Turkish woman is always faithful to her husband and children. (Bir Türk kadını kocası ve çocuklarına daima bağlıdır.)
Fatal to: This medicine can be fatal to a patients’ health. (Bu ilaç bir hastanın sağlığı için ölümcül olabilir.)
Harmful to: The political debated in Turkey are sometimes very harmful to the stability of the country. (Türkiye’deki politik tartışmalar bazen ülkenin istikrarı için çok zararlı olur.)
Indifferent to: I did everything to attract her attention yet she was indifferent to me. (onun dikkatini çekmek için herşeyi yaptı yine de bana karşı kayıtsızdı.)
Inferior to: Ordinary people always seemed inferior to a king. (Sıradan insular bir krala daima aşağılık göründüler.)
Liable to: An honest debtor feels liable to pay back his/her debt. (Dürüst bir borçlu borcunu ödemeye kendini yükümlü-mecbur-hisseder.)
Listen to: Listen to the teacher carefully. It pays off in the exam. (Hocayı dikkatle dinle. Sınavda yararını görürsün.)
Mention to: He mentioned to me that he would not take part in the club. (Bana klüpte yer almayacağını açıkladı.)
New to: What you have just told me is all new to me. (Bana anlattıklarının hepsi benim için yeni.)
Obedient to: In a paternalistic society, everybody has to be obedient to the person in charge. (Pederşahi bir toplumda herkesin baştakine karşı itaatkar olması gerekir.)
Object to: The young officers objected to the action plan of the general. (Genç subaylar generalin hareket planına itiraz ettiler.)
Obvious to: It was obvious to everyone that the relations were deteriorating. (İlişkilerin bozulduğu herkesin malumuydu.)
Occur to: All of a sudden it occurred to him that he was making a mistake. (Birdenbire bir hata yaptığı kafasına dank etti.)
Oppose to: The opposition parties strongly opposed to the draft prepared by the government. (Muhalefet partileri hükümetin hazırladığı yasa teklifine şiddetle karşı çıktılar.)
Polite to: All ladies expect the gentlemen to be polite to them. (Bütün hanımlar bayların kendilerine kibar davranmalarını bekler.)
Prefer to: We should prefer poverty to dishonesty. (Fakirliği şerefsizliğe tercih etmeliyiz.)
Previous to: Previous to his achievements he wasn’t well known in the countries. (Başarılarından once ülkede tanınmıyordu.)
React to: In World Trade Organization meeting the developing countries reacted to the selfishness of the developed countries. (Dünya Ticaret Örgütü toplantısında gelişmekte olan ülkeler gelişmiş ülkelerin bencilliğine reaksiyon gösterdiler.)
Reply to: The export department should reply to the incoming messages as soon as possible. (İhracat departmanı gelen mesajlara gecikmeksizin yanıt vermelidir.)
Respond to: During the Cold War, the Soviet Union responded to every military action done by USA. (Soğuk Savaş sırasında Sovyetler Birliği ABD’nin yaptığı her askeri harekata mukabele etti.)
Rude to: The teacher should never be rude to students. (Bir öğretmen hiçbir zaman öğrencilerine kaba davranmamalıdır.)
See to: When a problem arises, a good manager sees to it instantly. (Bir sorun çıktığında iyi bir yönetici anında icabına bakar.)
Sensitive to: All living beings are sensitive to radical changes in the atmosphere. (Tüm canlılar, atmosferdeki radikal değişikliklere karşı duyarlıdır.)
Similar to: All the songs of that singer are similar to one another. (O şarkıcının tüm şarkıları birbirine benzerdir.)
Strange to: The new comers seemed strange to the old residents of the village. (Yeni gelenler, şehrin eski sakinlerine tuhaf göründü.)
Submit to: The holy books tell us to submit to faith after we have done all our best. (kutsal kitaplar bize elimizden gelen herşeyi yaptıktan sonra kadere teslim olmamızı söyler.)
Superior to: A distinguished person never claims to be superior to others. (Seçkin bir insan asla başkalarından üstün olduğunu iddia etmez.)
Surrender to: Turkish soldiers never surrender to the enemy. (Türk askeri hiçbir zaman düşmana teslim olmaz. ).
Turn to: When he failed in his business, he turned to dirty tricks. (İşinde batınca kirli oyunlara sarıldı-döndü-.)
Useful to: He took with him all the tools that would be useful to him. (Ona faydalı olabilecek tüm aletleri yanına aldı.)
Yield to: This year investment in stock exchange yielded to high profits. (Bu sene borsa yatırımları yüksek karla sonuçlandı.)
Write to: The young girl said to his sweet heart “Write to me every day.” (Genç kız sevgilisine “Bana her gün yaz” dedi.)
ONAct on: In a disciplined football team, the players all act on what the couch says. (Disiplinli bir futbol takımında oyuncular hep koçun dediğine gore hareket ederler.)
Base on: This book is based on our studies and experiences in English language. (Bu kitap İngiliz dili üzerine çalışmalarımız ve deneyimlerimize dayanıyor.)
Call on: Call on me whenever you have any problem. (Bir sorunun olduğunda beni ara.)
Comment on: Although my mother-in-law is not so educated, she finds herself capable of commenting on every matter. (Pek eğitimli bir kimse olmamasına rağmen kayınvalidem her mesele hakkında kendini yorum yapabilecek kapasitede zanneder.)
Concentrate on: A responsible person concentrates on whatever he does. (Sorumlu bir insan yaptığı her iş üzerine odaklanır.)
Congratulate on: Everybody congratulated her on her remarkable performance in the company. (Herkes onu şirketteki önemli başarısından dolayı tebrik etti.)
Consult on: The general manager felt the need to consult on some specific matters. (Genel müdür spesifik konular hakkında danışma ihtiyacı hissetti.)
Count on: You can not count on bankers. They give you an umbrella in sunny weather and take it from you when it begins to rain. (Bankacılara güvenemezsin. Onlar, güneşli havada sana şemsiye verirler, yağmur başladığında ise geri alırlar.)
Decide on: The board of directors made a meeting to decide on the policies to be conducted. (Yönetim kurulu toplandı ve izlenecek politikalar hakkında karara vardı.)
Depend on: In Turkey, an old woman may depend on her children. (Türkiye’de yaşlı bir bayan çocuklarına sırtını dayayabilir.)
Your salary in this company depends on your performance. (Bu şirkette maaşın performansına bağlıdır.)
Dependent on: In liberal economies of today, people are becoming less and less dependent on the government. (Günümüz liberal ekonomilerinde, insanlar hükümete giderek daha az bağımlı oluyor.)
Draw on: He drew a check on his account on the bank. (Bankasındaki hesabı üzerine çek keşide etti.)
Economize on: Nowadays, the whole world is trying to economize on drink water. (Bugünlerde tüm dünya içme suyunu ekonomik kullanmaya çalışıyor.)
Embark on: The crew embarked on the ship. (tayfa gemiye bindi.)
Experiment on: The scientists are making experiments on cancer. (Bilimadamları kanser üzerine deneyler yapıyorlar.)
Insist on: She is very stubborn. She insists even on small issues. (O çok inatçı. En küçük meseleler de bile ısrar eder.)
Keen on: He is very keen on the food he eats. (Yedikleri konusunda çok titizdir.)
Lean on: One should never lean on untrust worthy friends. (Güvenilmez arkadaşlara bel bağlamamak gerekir.)
Live on: Millions of people live on nuts in Black Sea Region. (Karadeniz’de milyonlarca insan fındıktan geçinir.)
Operate on: He was operated on his liver in the hospital. (Karaciğerinden ameliyat oldu.)
Perform on: He performed very well on his job. (işini çok iyi yaptı.)
Pride (oneself): Our family prides itself on my brother’s who is a fighter jet pilot. (Ailemiz savaş uçağı pilotu olan kardeşimle iftihar eder.)
Rely on: Turkey has often relied on economic programs prepared by IMF. (Türkiye çoğu kez IMF tarafından hazırlanan ekonomik programlara güvendi.)
Vote on: Parliamentarians have to vote on motion in the parliament. (Parlementerlerin parlementoda verilen önergeleri oylamaları gerekir.)
Write on: My friend writes on high society in a daily newspaper. (Arkadaşım günlük bir gazetede yüksek sosyete hakkında yazılar yazar.)
OFAccuse of: Michael Jackson was accused of child abuse. (Michael Jackson çocuk istismarından dolayı suçlandı.)
Afraid of: Almost everybody is afraid of mice. (Hemen hemen herkes farelerden korkar.)

Ahead of: Our national athlete Süreyya runs ahead of her rivals in international races. (Milli atletimiz Süreyya uluslararası yarışlarda rakiplerinin önünde koşar.)

0 yorum:

Yorum Gönder